Uyku hep bizim için problem oldu. öğle uykusu da gece uykusu da… Daha doğrusu uykuya dalma. uyudun mu bir kere gerisi çok güzel. Uyutabilmek için çektiğim sıkıntıyı ve siniri hep seni uyurken bir müddet izleyip, güzelliğine dayanamayıp fotoğraflayarak attım. Bu da onlardan en sonuncusu… Emziği bıraktığımızdan beri bu üçüncü öğle uykun. Ben öğle uykusunu aslında literatürümden çıkardım, bu durumun nasıl olduğunu bilmiyorum. Uykun geldi Deniz birazcık arabanda dinlenir misin dedim, biraz itip kaktım arabayı… uyudun!
Monthly Archive for Mart, 2008
Hep gıcık olmuşumdur minik tırnaklara sürülen ojelere. İnsan başına gelince anlıyor. O kadar çok hayır denecek şey var ki bunun gibilere hayır dersen diğer hayırları kabul ettirmekte zorlanıyorsun. Bir de kendi ojeni sürebilmek ve kurutabilmek için önce onun gazını almak gerekiyor. Neyse o kadar da kötü birşey değilmiş aslında çok komik oldu. Zaten bayılıyorum onun babasınınkilere benzeyen kısa minik tırnaklarına. Ojeli hallerini de çok sevdim.Napiim yani o benim minik tırnaklı minik kızım… Herşeyine, heryerine, herhaliyle aşığım!…
Bugün İpeğin 2. yaş doğumgününü kutladık. Denizkızımla aralarında tamı tamına 5 ay var. Yakında çok yakın iki arkadaş olacaklar. Annesiyle ben gibi…
Bugün meydanın tam ortasında kurulan binicilik platformunu görmeye gittik. Daha doğrusu görmeye ve bindirmeye… Denizbabası kızını ponylerin üzerinde binicilik kıyafetiyle görmeye çok istekliydi. ponylere binme yaşının en az 3 olması onu yıldırmadı kızının yaşını büyük söyleyerek klüptekileri bindirmeye ikna etti ama… Denizkızını ikna edemedi… Çünkü Denizkızı o minik, şirin poniciklerin kokusunu beğenmedi. Ne zaman farkedicek diye düşünürken beklenen cümleyi söyledi: Üff ne kokuyoo? beğenmediimm… Denizkızımızın burnu inanılmaz hassas. Bizim duyduğumuz duymadığımız türlü türlü kokuları alıp genelde bunları beğenmiyor. Hatta insanlara sen git kokuyosun bile diyebiliyor. Çocuk işte!…
Yine türlü yedirme çabalarımdan bir tür. Yemeğini bitirmekte oldukça isteksiz gözüken Denzikızımın ilkönce yüzünün güldürülüp yemek fikrinin unutturulması lazım. Elimdeki kedilerle kurulan muhabbetten sonra kedinin “yemeğini ye” israrına karşı koyamaz.
Bugün kuşlar yine jelibon getirdi. Denizkızım gelen jelibon kolalı olduğu için beğenmedi. Renkli olan ayılılardan istiyormuş. Anlaştık, bir sonraki sefere ben kuşlara söyliyeceğim ayıcıklı jelibon getirecekler!!!
Bugün emziği bırakalı tamı tamına 6 gün olmuş. Depresif durumlar azalarak devam etmekte! Denizkızım o günden beri ilk defa öğle uykusu uyudu. Ona eğer uyursa meleklerin.. jelibon getireceğini söyledim sonra yok yok melek ne bilsin diyip periler… dedim sonra onu da bilemeyeceğini düşünürken şeyler getirecek derken… denizkızım kuşlar dedi!!!. aaah evet kuşlar eğer uyursan uyandığında sana jelibon getirecekler dedim. Uyumadan önce getirmeleri üzerine denemeler yaptıktan sonra nihayetinde uyudu. Az uyudu ama olsun uyudu ve anneee jelibon diyerek uyandı. Ben de kuşların getirdiği jelibonları getirip verdim. Kendileri bir güzel yedikten sonra bu jelibonların devamını “başka jelibonlar nerde?” diyerek sordu. ben bir kaç saniye acaba gerçekten kuşların getirdiğine mi inandı yoksa jelibonları yiyebilmek için beni kendisinin inanığına mı inandırdı diye düşünürken kendime gelip yine salağa yattım ve kuşların bir tane getirdiğini söyledim. Hala ne olduğunu çözemedim. Hani ben mi salağa yatıyorum acaba.. O mu! muammalı bir durum.
Bu bir yöntem. Denenmiş, işe yararlığı kanıtlanmış bir yöntem. Sanki işe yaramazmış gibi gelen ama benim işime çok yarayan bir yöntem. Oyuncaklarını konuşturmak. Hatta hatta ayakkabısını konuşturmak, bezini konuşturmak. Deniz bayılıyor nesnelerin onunla konuşmasına. Bir de yönlendirir beni şöyle desin böyle desin diye. Ben de yaptırmak istediklerimi bu sayede çok yaptırmışımdır. Bakalım ne zamana kadar işe yarayacak bu yöntem.
Bu minik kıyafet seçmeye başladı. Bugün kilotlu çorabındaki penguenler gözükmeyecek diye etek giydirmekte oldukça zorlandım. İkna etmem oldukça zamanımı aldı. Eyvah eyvah!…
Bu pazar uzun süredir planlanan Denizbabasının hayalini gerçekleştirdik. Haftalık pazar günü maçına havanın da pek bir güzel olması sayesinde hepbirlikte gittik… Tabii ki bu iki kişilik bir atraksiyon gördüğünüz gibi… Denizanası kamera arkasında…
Tanıdığım en cesur ve inatçı yeni nesil annelerden Burcuşko sabaha karşı, epiduralsiz normal doğumla bebeğini dünyaya getirdi. Işık bebeğimiz hoşgeldi. Onu çok seviyoruz…
Denizkızıma arada bir gelen “ben büyüdüm abla oldum okula gidicem memeyi atcam” motivasyonunu bugüne kadar kaçırmıştım. Ama bu sefer havanın da güzel olmasıyla Denizkızımı memeleri toplayıp denize atma konusunda yüreklendirdim. Canım miniğim bu motivasyon ve hevesini Tüm memelerini toplayıp denize fırlatma konusunda da oldukça iyi gösterdi. Taaa ki… eve döndüğümüzde uyku vakti gelinceye kadar!… Neye uğradığına şaşırdı! Vurulmuşa döndü! Hatasını anladı! Ama iş işten geçmişti! Bu onun ilk hayal kırıklığı mıydı acaba?
Bakalım ilerleyen günler ne gösterecek biz basaklara?… Bu arada canım kızım herşey senin iyiliğin için…
Eskişehirsporu sevmiyorum hemde hiç, ama denizbabasını çok seviyorum.
Buradan deşifre ediyorum, Moda caddesi üzerindeki Moda Kız Lisesinin duvarındaki Stencil Denizbabasına ait.
Hiç geçmiyecekmiş gibi geliyor ama okuduklarım geçicek geçicek diyor. nedir bu geçecek olan?.. Denizkızımın 2-3 yaş sendromları. Aslında onun sendromu mu, bizim mi?… üzerinde düşünmem gerek….
Denizbabasının ifadesine bakılırsa bu sanki daha fazla bizim sendromumuz gibi.

Denizbabası bilgisayar başına oturur oturmaz denizkızı “bebekliğimi aç bebekliğimi aç”, ”doktoru aç”, ”şemşiye abla napıyoy” diyerek babasının kucağına kuruluyor
















Son Yorumlar