Monthly Archive for Ocak, 2008

Sana bayılıyorum 27 aylık…

Canımm,
Tüm zorlanmalarıma rağmen seni öyle çok seviyorum ki, tarifi yok bu duygunun. Aslında sen büyüdükçe her geçen gün daha bir güzelleşiyor . Çok şaşırtıyor, çok güldürüyorsun bizi. Gün geçtikçe artan bu sevgiyi gün gelecek nerelere sığdıracağız bakalım…
Seninle bu aralar bolca yaşadığımız çekişmelerimizi sen kazanırsan gıcık oluyorum ama  ben kazanırsam da mutlu olmuyorum, sen mutsuz oldun diye üzülüyorum. Aslında var ya seni mutlu etmek için çok çaba harcıyorum. Tüm zorluklarına rağmen çok şanslıyım, her dakikanı yaşıyorum, çok fazla öpüyorum, kokluyorum seni.. Seni seviyorum diyorum. Belki de bu kadar sevecen bir çocuk olmanda benim de biraz katkım vardır. Çok sevecen bir çocuksun gerçekten. Korktuğun nesnelere,  korkulacak birşey değil o dediğimde, hemen korkunu bastırıp, cici deyip öpücük atıyorsun onlara uzaktan.
Özetlersem… sana bayılıyorum!

dsc02721b.jpg

Mola istiyorum…

dsc02759bbb.jpg
Çok ihtiyacım var… Öyle bir seferlik değil, az az ama hergün. Bazen böyle iki işaret parmağımı birbirine değdirsem ve zaman dursa, biraz enerji toplasam diyorum. Ya da Denizkızımın Lambasını iki okşasam… içinden çıkan cinden azıcık mola istesem. Mola, mola, mola…
Anladım ki bu kış mevsimi annelere göre değilmiş. Evde kalmak ne onlara ne de bebelerine yarıyor. Hele bir de bebe 2 yaşında ve annesine 2 yaşbunalımı geçirtiyorsa molaya gerçekten ihtiyaç duyuluyor. Bu 2 yaş şöyle birşey:

Kızım gel… hayır
Kızım git… hayır
Kızım al… hayır
Kızım ye… hayır
Kızım giy… hayır
Kızım ver… hayır
Kızım uyu… hayır (hayır yerine yok kullanıyor, niye diye düşündüm, benim yüzümden)
…………… …. hayır
Kızım bunu al… yok onu
Kızım bunu giy… yok onuuuuu
Kızım buraya git… yok orayaaa
………………..

Yani anneye mola lazım. Niye lazım?… Bebesiyle uğraşacak enerjisi olsun ki onu mutlu edebilecek ve onunla anlaşabilecek pratik zekayı göstersin, bebesini mutlu etti diye kendisi de mutlu olsun diye…

Aşk bu…

İyileştik sayılır. Yani herkes iyileşti bir ben kaldım. Kulağım… Hala duymuyor ama iyi olacak biliyorum. Artık çok dikkat ediyorum kendime ve denizkızıma. Bol bol portakal, hergün kaşıkla pekmez (Sami babama duyurulur), terleyip soğumamaya dikkat, denizkızımın arabasını iterken hiçbiryere hiçbirşey yetiştirmediğimi tekrarlayıp daha yavaş kullanmak suretiyle yorulmama ve terlememe…
Bugün hava çok güzeldi. Biz de kendimizi dışarı attık. Çok birşey yapmadık hastalanma korkusuna ama olsun iyi geldi, özlemişim sokak kokusunu. Denizkızım sürekli bana iyileştin mi diye soruyor. Zavallıcık parka gitmek için iyileşmemi bekliyor. Bugün de kova ve küreğini yanına almak için gözümün içine çok baktı ama götüremedim. Pekiii ne yaptım?.. Parkın kumlarını bize getirdim… İşe yaradı! Çok hoşuna gitti, uzun süre oynadı… Aklımı seveyim!
O görülenler mercimek. Aşk bu işte. Onu mutlu edebilmek!…

askbu.jpg

Bak şu eli kalem tutana!..

dsc02687b.jpg

Bunalmama ve fırlatıp atmak istememe sebep olmasına rağmen, bayılıyorum biz elimize kalem kağıt aldığımızda ” dende… dende” naralarıyla elimizden kalem kağıdı çekişine ve tabiiki alışına… Yav bayılıyorum o minnacık elinle kocaman ve şişko kalemleri tutmana. İşte böyle tutuyorsun miniğim;

dsc02694b.jpg

ŞAŞIRDIMMM!..

Bugün sabah denizkızım ve mukumla son günlerin ayrılmaz üçlüsü -malum kurtulamadığımız illet hastalık nedeniyle  gönüllü  süper acil bakıcımız yuku(denizce muku) uzun süredir bize bakıyor da- olarak oturuyoruz. Baktım kucağında bir bebek mırıldanarak birşeyler yediriyor ona, eviriyor çeviriyor muayene ediyor. Sonra muhabbet olsun diye Denizkızıma sordum… Kızım bebeğinin adı ne?.. Tuna… (!!hımm acaba bu Tuntuna mı?) Peki annesinin adı ne?.. Ande…(Denizce Hande) (!! evet o nerden hatırladın sen  sadece 3 kez gördüğün ve 3 aydır da hiç rastlamadığın bebişi ve kimin oğlu olduğunu!!) Pes dedim. Ne bileyim beni şaşırtıyor bu minik insancık hafıazsıyla. Belki de normaldir ama ne bileyim ben… Şahikanın dediği gibi ŞAŞIRDIMMM!..

res.jpg

Ben de sıkıcıyım, yazı da sıkıcı…

Bugün 2008 in 16. günü hala hastayım. Çok sıkıldım çooook.  Evden dışarı çıkmayınca insan daha bir hasta oluyor. Gerçi, çıkınca da oluyor… Denizkızım neyseki atlattı mikropsal durumları ama o da evde kalmaktan ötürü ruhsal bir takım buhranlar geçirmekte. Yani bizdeki haberler çok sıkıcı bu aralar. Ben de bizden çok sıkıldım.

Aslında Denizkızım hızla büyüyor ve uzun bir süre gelişmeleri ıskaladım, anlatamadım. Mesela renkleri tamamen tanıdığını artık biliyorum. Sayı saydığını görmedim ama iki tane nesnenin iki tane üç tanenin de üç tane olduğunu söylüyor. Bunların dışında aklıma gelen; İnanılmaz israrcı bir kişilik kendileri. Konuyu değiştirmeden kurtulamıyoruz o istenilen durumdan. Örnek bana ilaç verilmesi. Aklına geldiğinde gidip bana ilaç getiriyor ve al diyor. Kızım, canım yeni aldım daha sonra alıcam diyerek başlayan konuşmamız benim deniz.. hayır… almıcam…. istediğin kadar israr eeeet naraları altında koşarak ordan uzaklaşmamla bitiyor. E bazen akıl edip ve becerip konuyu değiştirebiliyorum o zaman daha kolay ve yaşanılır oluyor hadise aslında. Ama bu aralar enerjim yok işte. 

tel.jpg
denizkızımın  eve gelmesi için babasına yaptığı telefon tacizinden kendilerini kurtarabilmek için memesini ağzına sokmak suretiyle yapılan  susturma çabası

Türlü yemek yedirebilme aktivitelerinden bir tür…

Biz bu hastalık illetinden kurtulucaz , kurtulucaz elbette de bir de tamamen altüst olan düzenimizi yakalamaya çalışıcaz. Uyku  düzenimiz, yeme düzenimiz… denizkızım iyileşti ama iştah iyileşmedi. Bu da yemek yedirebilmek için yapılan türlü aktivitelerden bir tür. Akvaryuma taş atma vaadiyle ağza girip tekrar çıkmayan ve mideye giden lokmaların anısına bir fotoğraf karesi.

dsc02674.jpg

İsyanım denizkızıma değil içsesime…

Blogu boşladın…  hıhıh… Sebep sıkıld… hayır hayır! Ne sıkıldım, ne vazgeçtim!  ne de işe başladım…  Hala anneyim  ama gündüz  mesaim uzadı. gönüllü annelik yaptığım için maaş olmadığı gibi maaş artışı ya da mesai ücreti de yok üstelik… Bir zamanlar 20 00 de yatağında olan denizkızım uzun bir süredir oldukça geç saatlere  kadar yatmamakta israr ediyor, ben de pes ettim. yatırmaya çalışmıyorum çünkü işe yaramıyor. Denediğim tüm yolllar işe yaramadı. yatağının bir tarafındaki korkulukları  da kaldırdım.  niye?… ımm sebebi benim sıkılmam. değil! yatak örtüsünün aşağıya sarkmasını istemek… saçmalık… evet öyle… aslında asıl sebep belki uyumadan önce yanına yatar kızıma kitap okurum ve o da kolaycacık uykuya dalar idi. peki sonuç olumlu mu? ııh değil. artık kendisi yatağına uyumak için gidebildiği gibi 2 dakika sonra “bitti” “uyandım” diyerek pis sırıtmasıyla geri gelebiliyor… Yani yazamıyorum, hiçbirşey yapamıyorum. Her geçen gün yazmayı düşündüğüm ama yazamayıp biriktirdiğim konular için pişmanlık duyuyorum…
Beni rahat bırak artık sevgili içsesim!…

Ayrıca bugün evlilik yıldönümümüz…müş. muku haber verdi allah razı olsun… değişen birşey olmadı sadece kaç yıllık evli olduğumuzu hesapladık. daha 10 olmamışız hadi ıhlamur kaynatalım da şu öksürük bitsin artık dedik. Bir haftadır hastalıktan kırılıyoruz da. Yeni yıla sağlığın değerini ve önemini hatırlayarak girdik işte. ..
2008… bizi ve sevdiklerimizi  sev ve  iyi davran hepimize! Sağlık getir, mutluluk getir, iş ve para da getir!…

öhö. öhö…

2008 itibariyle…

2008 itibariyle Denizkızımın kendibaşına yiyebildiğinin resmidir… Tabii istediği zaman!

yemek.jpg