
Birtaneciğim İki yaşında artık. bedenen büyüdüğünü pek farkedemiyorum ama minik bir abla olmaya başladığını görüyorum… Eeee bazen…
Denizim benim!
Ya ne müthiş bir zaman dilimi bu seninle geçirdiğim. Kızım benim. İyi ki seninleyim, her dakikanı yaşıyorum. Bunun bedeli ne olursa olsun değer. Bazen kucağımdayken hemen büyüdüğünü farkedip, daha ileriki zamanları düşünüyorum, saçlarını, enseni kokluyorum. Kokluyorum, kokluyorum, içime çekiyorum. Her koklayışımda az oldu bir daha bir daha diyorum. Panikliyorum!.. ”Zaman geçiyor kokla Başak, içine çek öp onu öp, unutmamacasına hisset duygularını” diyor sevgili dostum! panikletici içsesim. Bu arada doyamıyorum olmuyor, sen oturmaktan sıkılıp kucağımdan iniyorsun, benim burnum hala saçlarında… sonra dönüp bana gülüyorsun herşeyi anlıyormuşsun gibi. Bayılıyorum sana.
Bizi öyle bir etkin altına aldın ki sabah uyanır uyanmaz babanla birbirimize seni anlatıyoruz. sanki ilk defa duyuyormuşuz anlattıklarımızı gibi dinliyoruz birbirimizi.
Eeee… Bizi kızdırdığın zamanlar olmuyor mu? ohooo hem de ne kızdırmak. Kızdırıp sonra da balık ağzı öpücüğünü konduruyorsun yanaklarımıza. Ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Zamanı durdurup kahkahalarımı atıp seni mıncıkladıktan sonra da kendime çeki düzen verip ne yapacağımı düşünmek istiyorum o anda. Sonra da otoriter yüz ifademle zamana geri dönmek. E hal böyle olmayınca sen de bu durumu çok iyi kullanıyorsun tabii ki.
Gelelim 2 yaşın itibriyle neler yapabildiğine hala cümle yok. Uzun süre bildiğin kelimelerle idare ettin, bir süredir herşeyi söylemeye çalışıyorsun. Ama atak yaptığının farkındayım. Konuşmaya pek ihtiyaç duymadın bu güne kadar aşkım. Uzun süre sessiz sinema şeklinde takıldın ama vücut dilin ve mimiklerinle anlatma konusunda bir yaşından beri çok başarılıydın sorun olmadı. Hareketlilik konusunda bir numarasın. Parktaki hareket becerilerin inanılmaz, göreni şok ettirecek seviyede. Tuvalet eğitimi iyi gitmiyor, yaşadığın kabızlıklardan sonra klozete oturmamaya başladın. Bir de benim farketmediğim araba seslerini duyup goğk goğk diyorsun. Akşam olunca karanlıktan korkuyorsun. Çeşitli nesneler var evde surata benzetip korkuyla, uzaktan, abi ya da abla diyerek bana birşey yapma dercesine öpücük yolladığın. Dişler hala tamamlanmadı. Köpeklerin ucu çıktı, kendilerinin teşriflerini bekliyoruz. Azılardan bir haber yok.
E bunlar da komik söylediğin bazı kelimeler:
Duduyta=Yumurta
Bobbobbaç=lolipop
Blabla=Adını koyamıyorum… Galiba güven nesnesi deniyor… Şu burnundan hiç ayırmadığın battaniye , mendil ve giysilerinin hepsine verilen genel ad.
DAAaaaç=Kalk sonradan gaak oldu
Mandanda=Mandalina
Tepapa=Kaplumbağa
Abekki=Ayakkabı
Senden haberler de bu kadar aşkım. Seni inanılmaz seviyoruz…
Annen.
Daha bir çok kelimeyi söylemezken telefonda sana “daaayi” diyordu denizkızım. Canım kızım istemedi mi söylemez öyle her kelimeyi. Ayrıca büyükananesindeki fotoğraflarını da gösterip aynen şöyle anlatır… “daaayi, daaayi, daaayi, daaayi, daaayi,……”. Kimbilir neler söylemek ister…

Korku dönemi? Ama daha erken değil mi? Hiç bahsetmek istemiyorum ama bu aralar denizkızım karanlık oldu mu korkuyor. Büyük değişimler yaşıyoruz. Hayvanlardan da aşırı derecede korkuyor. Kediden, köpekten, kuştan, miyamdan bile… Parkta ahbap olduğumuz sokak köpeklerinin yanına çok yaklaşmasını önlemek için onları rahatsız etmeyelim diyerek yanından zorla çektiğim denizkızım şimdi onları uzaktan görür görmez bacaklarıma yapışıp hızla tepeme tırmanma çabasına giriyor. Evde ise durumlar akşam olduğunda en az bunun kadar vahim. Bazı oymalı kakmalı mobilyaları surata benzetip, “abi abi” diyerek korkuyor. Geçeceğini biliyorum ama kısa sürsün ne olur. Akşamları çekilmez oldu. Uyumuyorda…


Miyam biz ofisten içeri adımımızı atar atmaz ortadan kayboluyor. Sanırım denizkızımdan “biraz” çekiniyor kedicik!

Sonbahar parkada geldi. Biz de bu sonbaharın ilk günlerinde sonbaharlıklarımızla parka geldik. Parkın demirbaşları olarak yine inlerle ve cinlerleydik!…



Öpücüğü çok bol denizkızımın. “Ümmeh ümmeh” sesleriyle başladı öpücükleri, şimdi ise öperken çıkan, bizim “muck” dediğimiz doğal sesi çıkararak öpüyor. Bööyle balık ağzı gibi dudakları büzülüyoo…. off dayanılır gibi değil. Dayanamadığımı bildiği için de beni kızdırdıktan sonra uzatıp onları… muccck!… yapıyor öpüyor, yapıyor öpüyor, yapıyor öpüyor…. Allahım ne yapmam lazım?..

Artık dışarıda arabasız da gezebiliyoruz. Çünkü Denizkızım delidanalar gibi nereye gittiğini bilmeden koşturmuyor yollarda. Biz kızımla elele yürüyoruz… Tabii bunda bu aralar arabalardan korkmasının büyük payı var ama olsun çok güzel bir duygu. Minicik eli benim elimin içinde…

En sevmediğim ev işlerinden biri bulaşık makinesinden yıkanmışları boşaltmak, yerlerine koymak… Hele hele çatal bıçak kısmı vardır, en sona bırakılır, hatta bazen akşama bazen de ertesi güne. Kirlenenlerin elde yıkanması pahasına. Bu kadar sevmiyorum işte… Bir de çamaşır makinesinden çıkanları asmayı sevmem. Çorapların asılması ise ayrı bir zulüm. Bazen sona bırakılan çoraplar günlerce unutulup ıslak olmaktan ötürü kokma eğilimi gösterdiğinde tekrar bile yıkanabilirler bizim evde. İşte bu kadar ev hanımı olabildim ben ya da olamadım. Neyse asıl değinmek istediğim konu aslında denizkızımın bana bulaşık makinesini boşaltırken yardım etmesi karşısında benim ileriye dönük bu işi birine yıkabilme umudum!.. Annesinin minik yardımcısı şimdilik bu işten çok zevk alıyor. Yüreklendirmek lazım!

Biz anne-kız bomontiye gidip limonlu adaçayı içiyoruz bu aralar. Havalar çok güzel, bizim keyifler yerinde…

Meydan Alışveriş Merkezi açılmış, gezen gezmiş, gören görmüş bizim haberimiz yokmuş. Tesadüfen ikeaya gitme vesilesiyle tanıştık meydanla. Ailecek çok sevdik…




Mimari açıdan çok moral düzeltici olduğunu düşünüyorum. Eksiklikleri görmek istemediğim için o gözle bakmadım, göremedim. Farklı, cesur ve birşeylerin ilki olması bana güzel duygular yaşattı. Anadolu yakasında ve yakın olması da ayrıca mutlu etti.
Alışveriş merkezinin iklimlendirmesi jeotermi enerjisi ile yapılmış. Yani yerkabuğunun içerisinde depolanan enerjiyi kullanacak doğal bir iklimlendirme kaynağı. Bu geleceğin enerji kaynağı olan jeotermi -kışın kullanılamaz herhalde- diye aramızda konuştuğumuz bu meydanı da ısıtabilir mi acaba?.. Noooluuur… Hayır parklara bahçelere fena halde alışan Denizkızımı kışın nasıl zaptedeceğimin planlarını yapıyorum da şimdiden!..



Biliyorum bulutları bekleyen, sıcaklarla kafayı yemiş olan bendim. Ama vazgeçtim istemiyorum bulutları… Gölgeler güzel.
Arkadaşlarımın içinde ilk anne olan bendim. Bunun bile paniğini yaşamıştım sürpriz hamileliğimi öğrendiğimde. Şimdi yavaş yavaş çoluğa çocuğa karışıyorlar. Bir kısmı karıştı bir kısmı karışmak üzere beklemekte. İşte ben bugün karışanlardan iki tanesiyle birlikteydim. Bizim evde üç çocuk üç çocukanası bir öğleden sonra geçirdik… Bugünden aklımda kalacak görüntü çay ve sohbet ikilisini birlikte yapabilmeyi gönülden isteyen anaların ayrı odalarda çocukları uyutmak için verdiği birbirinden ayrı, birbirinden özel çabaları olacak

Uzun süredir yapılamayan bu olay bir süredir yumurtanın sarısının kayısı kıvamında pişirilerek ekmek bandırılıp yedirilmesi şeklinde oluyor. Bu işi yumurtayı aynı şekilde -sadece sarısını kayısı kıvamında- yiyen denizbabası yapıyor, denizanası da kahvaltısını yapıyor. Yani kahvaltılar çok keyifli, denizanası daha da keyifli!
Bu da denizkızımın tadını sevdiği her türlü şeyi yerken “beğendin mi?” sorusuna verdiği mimiksel cevap:

Son Yorumlar