miniğimin yaptığı hamurdan anlaşılır ilk şey: arı…
bayıldım… gerçekten arı bu… benim yaptığım arıya çok benziyor…

miniğimin yaptığı hamurdan anlaşılır ilk şey: arı…
bayıldım… gerçekten arı bu… benim yaptığım arıya çok benziyor…


{ Anne bana oyuncak verir misin? Ama yanında getirdiklerinden olmasın! }

İstanbulda uzuun araştırmalarıma rağmen cesaret edememiştim bisiklet arkası çocuk koltuğunu alıp kullamaya. Daha doğrusu birileri korkutmuştu beni.
Ama burada bisikletle gezmek istiyorum, denize gitmek istiyorum, ve bunu kızımla birlikte yapmak zorundayım. Ne yapayım?
Bir çocuk koltuğu buldum. Canım babacıma söyledim: olur mu, bağlayalım mı? Olur dedi. Sağlamcana bağladı. Sonuç mükemmel. Denizkızım durup durup gezelim diyor. Pek bir rahat, pek bir keyifli…

Salıncak sağolsun uyku sorunumuz yok bu sene. Öğlen de burada, akşam da burada uyuyor. Baba gelince ne olacak bakalım. Kapışacaklar salıncak için heralde.

Kendi kendine daldığı nadir dakikalardan birinde çiçek yapmış…
Aaa tabi anne yine dizinin dibinde!
Artık denize gidecek kadar sağlığına kavuştuğu için bir heyecan denize gittik.
Sonuç hüsran…
Denizkızım kumları beğenmedi, narin ayakları acıdı, önüne konan oyuncaklara ayıp olmasın diye iki kum doldurdu, deniz soğuk geldi girmedi.
Dahası bir daha gelmeyelim dedi!


Geçen seneki salıncakımız denizkızıma pek güven vermediği için çok rağbet görmemişti. Bu sefer salıncağımızı yanımızda taşıdık. İyi de yaptık geçen seneden daha çok işe yarıyor. Az biraz oyalıyor… Tabi benim bu salıncağı getirirken ki hayallerim minikomun kendi kendine gidip binmesi, sallanması. Dahası…. Ben yanında olmadan gidip oyalanmasıydı…
Malesef anne bindiriyor, anne sallıyor, anne durduruyor…
Anne dizinin dibinde!

Yanımda bir sürü şişme oyuncak getirdim buraya. Kalp krizi geçirmemek için koca pompasını da…
Yok hala dizinin dibindeyim!…
Hayır oyalansa hiç sorun değil, ben bakarım öyle dizinin dibinde…

Bir de parmak boyası getirdim.
Koyarım önüne, nasıl olsa bahçede,
kirlenerek boyasın dilediği gibi…
Yok anne dizinin dibinde!…
Parmak boyasıyla neler yapılır da kızı birazcık oyalanır diye paralanıyor.

Scooter mı?… Ona da kızın dizinin dibinde, anne biniyor.
Ooof of…
Yaz geldi… Okul bitti. Yıl sonu gösterisini de hasta masta atlattık… Gösteriyi izlemeye taa izmirlerden gelen erkan dedeyle İzmir’e gidelim dedik… Ve geldik. Hala ateşimiz yüksek.
Denizkuzuma “Meraklı Minik” nisan sayısını almıştım ya.
Okul sonrası dergi aktivitelerini yapmıştık ya…
Hafıza kartları, okumalar, alıştırmalar, kesim işlemleri falan falan…
Konu çiçekler olunca denize bir çiçek çiziver dedim… o da çizdi. Sapını çiz dedim çizdi. Yapraklarını çiz dedim çizdi…
Sonra başka bir sayfada kaktüsle tanıştı… Kaktüs çiz dedim çizdi… Dikenlerini çiz dedim çizdi…Denizkızım annesini hayran bırakacak şekilde “kaktüs” çizdi.
İşte ben o yüzden buldumcuk değilim, gördümcüğüm…
Anlayabildiğim bir çizimini gördüğümde mutlu oluyorum napiiim!…

Artık birlikte olduğumuz zamanları kaliteli geçirmek çok daha kıymetli benim için. Yuvaya başladığından beri daha az şey yapar olduk sanki. Bunun sebebi, yuva dönüşü Denizin benimle birşeyler yapmak istemesine rağmen benim ona yemek yapma telaşına girmem…
Onunla birşeyler yaptığım zaman gece yatağıma yattığımda sanki bütün evi toplamışım, çamaşırları yıkamışım, asmışım… hiç ütü kalmamış, bir haftalık yemek te yapmışım kadar huzurlu ve günümden tatmin olmuş hissediyorum… {rahatsız insan başak}
İşte böyle bir gece… Meraklı minik dergisinin bu ayki sayısı alınmış. Konu bahar vesilesiyle çiçekler olmuş… Dergi okunmuş {mu?}. Akitiviteleri yapılmış {yapılmış}. Birlikte gülünmüş, eğlenilmiş. Bu sayıdaki hafıza oyunu oynanmış. Eski hafıza kartları da ortaya çıkmış, oynanmış, oynanmamış… Daha ne olsun…
Hiç…

PS:{hala dergiyle istediğim derecede ilgilenilmiyor, oyunlar, yapıştırma, hafıza kartları dışında içeriğine pek konsantre olunamıyor}…
Acelem var… pazartesi sabahı AERO-MİX im le denizi yuvaya bırakma saati aynı… Denizbabası yok, zonguldaka gitmek için sabahın erken saatlerinde yola düşmüş… Denizkızımı yuvaya bırakmak da bendenize kalmış…
Ama kuzucuk bir önceki günün yorgunlığundan sabah gözünü açamıyor. Ne yapalım bekliyorum… odaya giriyorum çekmeceleri açıp kapatıyorum. {biraz sesli}
… ı-ıh… horul horul. mışıl mışıl…
öpüyorum, kokluyorum.
… ı-ıh… yine horul horul. mışıl mışıl…
Daha kahvaltısını yaptırıp, giydirip temizleyip okula bırakıcam, sonra spor öncesi ısınma hareketlerimi yuva ile spor salonu arasında koşmak koşuluyla yapıcam. Dersime yetişicem.. mi acaba. derken uyandı…
Çoook tatlı. öpüştük koklaştık oynaştık. O sırada giydirip kahvaltısına oturttum. tabii ki kahvaltı ortası kaka seansına kalktık… {Neyse geç girerim derse.} Bitmiyor kaka, biraz zorlanıyoruz…
Ben içimden konuşmaya devam ederken. Deniz içsözümü kesiyor: “Anne sen bu gece bana kitap oku, odadan çık ben kendim uyurum.”
!!!….!!!…
Yaaani ben AERO-MİX yapmasam ne olur!!! Kızım öyle akıllı ki… Gerisi boş…
Denizkızımın 3 yıllık hayatında yaşadığı hayalkırıklıklarından biridir yaseminle evrenin bebeğinin olması… Ama bugün o kadar güzel ablalık yaptı ki ona. Onu sevdiğini o kadar çok belli etti ki. Onunla gurur duyuyorum.
Denizkızım oynamadığı iki oyuncağını Levin bebeğe verdi!.. Ve ve veee… Mama sandalyesine oturmasına izin verdi.
Akşam olduğunda günün yorgunluğu ve açlık ve uyku terörleri yüzünden çıkardığı arızada da kim bilir içinde ne tür gelgitler yaşıyordu kuzum… Bir taraftan kıskanıyor çünkü Levin meleği mama sandalyesinde mama yerken kendisinin nereye oturacağını, aslında o sandalyenin kendisinin mama sandalyesi olduğunu düşünüp ağlıyor ama bir taraftan da levin bebeği sevdiğini söylüyordu…

Denizi okuldan almaya gittim. Öğretmeni bana birşey anlatmak için ondan önce kapının önüne geldi. Bugün kızımın ceza aldığını söyledi.
Olay şöyle olmuş. Bugün sürekli huysuzluk yapmış, denileni dinlememiş, uyku saatinde uyumamak için elinden geleni yapmış, öğretmeninin gözünün içine bakarak bağıra bağıra şarkılar söylemiş.
-Yıldızlaar yıldızlaaaar laylay looom
{Öğretmeni anlatırken gözümde canlanıverdi. Elleri kolları havada şarkı söylerken… Yapaaar, yapaaar… dedim içimden}
Kadıncağız da çareyi ceza vermekte bulmuş…
Bahçeye çıkamama cezası…
Benim huysuzumda hiç ağlama, karşı çıkma yok. Ben zaten çıkmak istemiyordum deyip oturmuş oturduğu yerde.
Sonra da içeri gelen arkadaşlarına şöyle demiş:
-Ben ettim siz etmeyin, yaramazlık yapıp ceza almayın, bakın ben yaramazlık yaptım dışarı çıkamadım”
!!!…
Meğersem Deniz arada böyle cezalar alırmış, sonra yaptığını anlar özür dilermiş. Bir süre bir arıza çıkarmazmış sonra tekrar yaparmış. …
Öğretmeni dedi ki: “Bugünkü ceza bizi bir süre idare eder”
… !!!! nasıl yani!…

Bu sefer oyumuzu St Joseph Lisesinde kullandık. Geçen sefer de Kadıköy Anadolu Lisesinde kullanmıştık. İki okulda görücüye çıktı… Biz beğendik… Denize de sorduk:
-Denizcim büyünce bu okul senin okulun olsun mu?…
Vallahi olsun inşallah…

Normal özge’yi bize gelmeye ikna edebilmek için ona sarımsaklı yoğurtlu makarna ve Deniz uyuduktan sonra film izlemeyi teklif ettim. Sarımsaklı Yoğurtlu makarna tamam; film de tamam… ama bizimle değil Denizle… Fiİlmin adı::”Amelie”.
Bugünlerde amelie izleniyor, amelie anlatılıyor, ben amelie’yim diye dolaşılıyor.

D:Anneee bugün ne?
B:Cumartesi tatlım ![]()
D:Annee bugün okula gidicek miyiiiim?
B:Hayır canım…
D:Bugün hava güneşli, parka gidelim.
Uzuuun bir aradan sonra kaçırmadık bugünü… giyindiğimiz gibi soluğu parkta aldık. Ben de özlemişim kızımı parka götürmeyi. Doya doya oynadı parkta {yorgunluktan, uykudan, ve açlıktan zıbıtana kadar}… Hiç karışmadım. Sanki parkta oynamayı özleyen benmişim gibi… İzledim onun mutluluğunu, ordan oraya koşuşunu, hiç karışmadım bulduğu oyuncaklarla oynadığında, hatta diğer çocukların ellerinden aldığında… Bir şekilde hallettiler, hiç problem olmadı.
En son parkı bıraktığımızda bu kadar eğlenmiyordu parkta. Kumlarla oynadı uzun uzun, kovamız küreğimiz yoktu, bulduklarıyla yetindi, elimizdeki pet şişeyle oynadı, çok hoşuna gitti içini doldurmak {geçen seneden farklı şekilde oynadı, oynamayı öğrenmiş}… Çok güzel bir cumartesi oldu, sevdik bu güneşli cumartesiyi, kaçırmadığımız için mutlu olduk…

Denizkızım büyüyor, kızgınlıkları azalıyor, hayırları azalıyor; “oluy” diyor {olur}…
Onunla telefonda konuşmaya can atan dedeler, ananeler, dayılar, amcalar bugüne kadar sürekli duvara çarptılar; “hayıy! konuşmak istemiyoyum”…
Bugün kuzucuğumun anlatası gelmiş olmalı… Bir bir anane, babaanne, dede arandı. uzuuuun uzuuuun anlatıldı. Bugün yuvada yapılan doğumgünü kutlamasında kendi verdiği hediyeden başladı, ameleinin çatıda anteni çekme sahnesiyle devam etti…
Kızım bugün herkesi çok mutlu etti, çok şekerdi.

Normal Özge {Özgeler ikiye ayrılır: Didem’in annesi ve normal }, dün bizdeydi. Can arkadaşımla can kızım birbirlerini çok özlemişler. Ne mi yaptılar? Oturdular film izlediler… Filmin adı “AMELİE”::
Bir süredir denizin bazı cdlerini bulamıyordum. Bu sefer cdsini bulmam için başıma fazlaca ekşiyince; özgenin varlığından yararlanıp koyuldum aramaya, orayı burayı deşmeye… yok… Bir de ortalıkta durup her seferinde tepemin taslarını attırsalarda elime almadığım bir takım cdler vardı, üzerine tembellikten bir hiç yazılmamış bu cdleri tek tek playera koyup içlerinde ne olduğuna bakmaya başlamıştım ki aradığım “karamela sepeti” adlı çocuk şarkıları cdsini buldum… bir cd daha buldum: kötü kopyalanmış bir “Amelie” cdsi. Sevgiliyle bayılırız Amelieye. defalarca izlemişizdir. Minik Amelie ye de hayranızdır. Denizöncesi izlediğimiz her seferde minik Amelie ye bakıp ondan bir tane de bizim olmasını bir yerlere duyurmaya çalışırcasına istemişizdir… Dün normal özge ile amelie– pardon Deniz, filmi izlerlerken farkettik ki; olmuş… evet evet olmuş… bizim bir Amelie miz olmuş…

Çok seviyorum çocukların bilmediklerini bildikleriyle anlatmalarına… Çünkü çok eğlenceli ve komik oluyor bizim için halbuki onlar ne kadar ciddi… en komiği de bu zaten, ciddi olmaları. bu da benim miniğimin anlatımı; çay koltuğu {çay tabağı}.

Son Yorumlar